Yardımcı Yan Menu
Sosyal Eklentiler
İletişim Bilgileri
Adres

http://www.fatihetsiz.com

Okula uyumu zorlaştıran sorunlar

Okula uyumu zorlaştıran sorunlar

  • yönetim
  • | 18.11.2019 22:49
  • | DHEB, dikkat eksikliği, hiperaktivite

Okula başlamak hem çocukların hem de anne babalarm hayatlarmda bir dönüm noktası. O ana kadar oyunla ilgilenen çocuğun hayatma giren akademik öğrenme süreci, kimi zaman sıkıntılara da yol açabiliyor. Bazen çocuklar okula uyumda zorlanabiliyor, bazen de derslerde geri kalıyor. Öyle ki çocuklardan bazıları "tembel" diye etiketlenerek okul hayatının ilk yıllarından itibaren büyük bir sorunla karşılaşıyor. Oysa "tembel" ya da "öğrenme güçlüğü" etiketi alanlar arasında bilim ve sanat dünyasma eşsiz katkılarda bulunan Albert Einstein, Alexander Graham Bell, Leonardo da Vinci, Pablo Picasso gibi isimler de bulunuyor. Araştırmalar gösteriyor ki, okula uyum sorunlarına ya da akademik açıdan yetersizliğe yol açan sorunlar arasında, çözümü mümkün olanlar da var. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile öğrenme güçlükleri, erken tam ile tedavisi mümkün olan ve ilerleme sağlanan sorunlar olduğu için çocuklar akademik hayatta başarı sağlayabiliyor. DEHB ve öğrenme bozuklukları sorunlarm çözümünde aile, öğretmen ve hekim işbirliğine dikkat çekiyor.

YÜZDE 8-10 ORANINDA GÖRÜLÜYOR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tek bir rahatsızlık gibi görünse de aslında birkaç alt dala ayrılıyor. Bazı çocuklarda dikkat eksikliği, bazılarında hiperaktivite ön planda olurken, bazen her ikisi birden görülebiliyor. Hiperaktivitede dürtüsellik öne çıkıyor. Bu çocuklar aşırı hırçın ve hareketli oluyor. Aslında aileler de bunu fark ediyor ve yardım almak için bir uzmana başvuruyor. Dikkat eksikliğinin fark edildiği dönem okul öncesi eğitim ya da okulun ilk yılı oluyor. Çizme ve boyama faaliyetlerini tamamlayamama, el-göz koordinasyonunda bozulma ve verilen yönergeyi anlamakta güçlük çekme, okul öncesi eğitimde öne çıkan bulgular arasında yer alıyor. Okulun ilk yılında ise derste uzun süre kalamama, dersi dinleyememe gibi olumsuzluklar bulgulara ekleniyor.

Toplumda görülme sıklığı giderek artan DEHB'nin yaygınlığı yüzde 8-10 arasında seyrediyor. DEHB'nin nedenleri tam olarak bilinemiyor. Ancak dikkat eksikliğinde annenin hamilelik döneminin etkili olabileceği düşünülüyor. Annenin psikolojik anlamda zorluk yaşaması etkili olabiliyor. Hamilelik döneminde yeterli ilgi ve destek görmemesi, bebeği kabullenememesi, doğum sürecinde ve hamilelikte ortaya çıkan depresyon nedeniyle çocukta dikkat eksikliği ve hiperaktivite görülebiliyor.

Zeka düzeyi ile ilgisi yok

DEHB'nin zeka ile ilgili bir sorun olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor. Hatta normalin üstünde bir zekaya bile sahip olabiliyorlar. Yine de okuma, dinleme, anlama, algılama, soyut ve somut işlemlerde eksikliklerle karşılaşabiliyorlar. Aile ve öğretmenleri tarafından tembellikle eleştirilen bu çocukların sorunu aslında ders dinlemekten ve ödev yapmaktan hoşlanmamaları oluyor.

Tanı yedi yaşından sonra konmalı

DEHB'de yedi yaşına kadar tanı konması doğru bulunmuyor. Çeşitli şikayetlerle bir uzmana başvurulması halinde çocuk en az altı ay boyunca gözleniyor. Bu arada dürtüsel olup olmadığı, isteklerine söz geçirip geçiremediği, önergelere uyum sağlamada yaşadığı sorunlar izleniyor. Gerekirse ilaç tedavisine başlanıyor. Ancak bu tek başına yeterli olmuyor. Psikoterapiler de DEHB'nin çözüme ulaşmasında etkili bir paya sahip oluyor.

Çocuk hekimlerine görev düşüyor

Çocukluğun ilk döneminde, çok fazla müdahalede bulunmamak gerekiyor. Temel güven duygusunun geliştiği bir- iki yaş döneminde çok fazla 'yapma, etme' denilmemeli.

Çocuk hastalıkları uzmanları, özellikle ilk 18 ayda çocukları 12-15 kez görüyor. Dolayısıyla anne babaların fark edemeyecekleri kimi durumları gözlemleme olanağı buluyorlar. Kesin tanı konulamasa bile hiperaktif bir çocuğun bu dönemde kendini belli edebilmektedir. Ancak bazen aileler hekimlerin bu uyarı ve önerilerine direnç gösteriyor. Kendi çocuğuna yakıştıramama durumu olabiliyor. Bu yapılmamalı. Burada şunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Çocuk büyürken öncelikle eğitimin önemsenmesi gerekiyor. Çocukların yaşına uygun sosyal aktiviteleri ve sosyal sorumlulukları, bireysel sorumlulukları öğrenmesi önem taşıyor. Toplum, bu alanlardaki eksikliği kabul etmiyor. Okul döneminde de sorunlar çıkıyor.

Tanı adım adım konuyor

Okula uyumu güçleştiren konulardan biri de özgül öğrenme bozukluğu başlığında birleştirilen, okuma, yazma ve aritmetik öğrenmede karşılaşılan güçlükler oluyor. Genel olarak disleksi dense de, aslında bu isim sadece okuma bozukluğu için geçerli. Çocuklar, b ile d harfini, m ile n'yi karıştırabiliyor. Ya da "çok" kelimesini "koç", "ev"i de "ve" olarak okuyor. Özgül öğrenme güçlüğüne yol açan etmenler tam olarak bilinmese de genetik etkiden söz ediliyor. Bunun yanı sıra doğumda beyin zedelenmesi, kafa travması gibi durumlar da öğrenme güçlüğüne yol açabiliyor. Çocuklar bazen de yazma alanında sorunlar yaşayabiliyor. Aslında okuma güçlüğüne benzeyen bir durum olan yazma sorununda, çocuk "b" yerine "d" harfini yazabiliyor. Özgül öğrenme güçlüklerinin üçüncü grubu olan aritmetikte ise matematik dersine dair sorunlar yaşanıyor.

Bir çocukta bu sorunların hepsinin görülmesi mümkünken bazen de ayrı ayrı ortaya çıkabiliyor. Bir çocuk aritmetikte çok iyi olurken, yazmada güçlük çekebiliyor. Bu durum anne ve babaların zaman zaman sinirlenmelerine neden oluyor. Bir derste iyiyken diğerinde sorunlar yaşanması genellikle çocuğun "Yeteri kadar ilgi göstermiyorsun. İstersen yaparsın!" sözleriyle karşılaşmasına yol açıyor.

Çocukta bozukluk varsa üçü birden gözlemlenmeyebiliyor. Çocuğun aritmetiği çok iyi iken, yazmada ya da okumada bozukluk olabiliyor. Genelde bir ya da iki alanda ortaya çıkıyor. Öğrenme güçlüğünün görülme oranı da 10'da bir düzeyinde. DEHB ile arasında da şöyle bir ilişki bulunuyor; özgül öğrenme güçlüğü olan bir çocukta dikkat eksikliğinin görülme riski yüzde 10-60 arasında iken, DEHB'si olan çocukta öğrenme güçlüğü yüzde 10. Tanı koyarken çocukların davranışları gözleniyor ve ardından bazı değerlendirme teknikleri kullanılıyor. Ancak tek bir test ile tanı konması söz konusu değil. Öğrenme güçlüğünün ilaçla yapılan bir tedavisi bulunmuyor. Bunun yerine çocuklar psikoeğitime alınarak şemalar, işlemler yoluyla öğrenmelerine yardımcı olunuyor. Tedavi en az altı ay sürüyor.

Bu konulara da göz atın

Kategoriler

Son Eklenen Yazılar

Etiketler

Sitemize içerik eklemek ister misiniz ?