Yardımcı Yan Menu
Sosyal Eklentiler

Geçmişten günümüze Türk kültüründe isim verme geleneği

  • yönetim
  • | 10.01.2020 21:53
  • | Türklerde ad koyma geleneği, bebeğe ad verilirken neler yapılır

Çocuğun taşıdığı adın anlamının çocuğa geçtiği inancı çok yaygındır. İster kişi tarafından edinilmiş olsun, ister aile ya da toplum tarafından verilmiş olsun adlar, kullanıcısını tanımlamakta ve ona sosyokültürel bir statü sağlamaktadır. Bu yönüyle adlar sahibini sıradan bir kişi olmaktan çıkarıp onu toplumun bir üyesi yapmaktadır.

İnsanlık tarihinde ilk verilen adlar ve ad verme şekilleri birbirlerine benzer olmakla beraber sonraki dönemlerde toplumların kültürleri farklılaşmaya başlayınca ad verme gelenekleri de toplumdan topluma farklılık gösterir hale gelmiştir.

Türk kültürünün tarihî sürecinde çocuğa verilen adın, onun kaderini de belirleyeceği inancıyla çok önemsenmiş ve ad seçilirken büyük bir itina gösterilmiştir. Buna rağmen özellikle Oğuz Türklerinin yaşamış olduğu bölgelerde çocuk ilk günlerde hasta olursa çocuğa adının ağır geldiği düşünülmüş ve bir yemek ziyafeti ya da tören yapılarak çocuğun adı değiştirilmiştir. Bu uygulama yakın zamana kadar Anadolu coğrafyasında da uygulanmaktaydı.

Bunun yanında hem günümüzde hem de geçmişte çocuğun cinsiyeti değişik yöntem ve belirtilerle tahmin edildiği ya da bilimsel yöntemlerle belirlendiği durumlarda çocuğa ad aranmaya başlanmış ve doğmadan önce çocuğunun adının verildiği ya da belirlendiği durumlar da olmuştur. Çocuk doğduktan hemen sonra ilk yapılacak işlerden biri ona göbek adı vermektir. Göbek adını çocuğun göbeğini kesen yakını ya da aile tarafından hatırı sayılır birisi koymaktadır. Kişinin öbür âlemde dirilişten sonra göbek adıyla çağrılacağı inancı dikkate alınarak çocuğa göbek adı olarak başta peygamber ve yakınlarının adı olmak üzere dinî adlar verilmiştir. Bu, İslamiyet’in kabulünden sonra gelenek halini almış bir durumdur. Göbek adı resmî ad olarak da verilebilmektedir ancak bu söz konusu olmazsa çocuğun resmî adı genellikle kulağına ezan okunurken verilen ad olmaktadır.

İsim verme geleneğinde çok eskiden bebekler beyaz bir keçeye sarılır, evin eşiğinden 3, 7 veya 9 kere geçirilirdi. Bu işlemden sonra isim konulurdu. Böylece bebeğin yaşamı boyunca temiz yaşaması ve uzun ömürlü olması beklenirdi.

Türkler isim koyma konusunda da hassastılar. Eğer bir bebek öldüyse ona “Tanrı’nın gözü değdi.” denirdi. Ondan sonra doğacak bebeklere Tanrı’nın gözü değmesin diye “Satılmış, Niyazi, Ağırcı” gibi isimler koyarlardı.
Türklerde genelde isim baba tarafından verilirdi. Bebek doğduktan sonra eve gelen ilk kişinin ismi verildiği gibi kimi zaman da bebeğin söylediği ilk söz isim olarak verilebiliyordu.

Dede Korkut hikayelerine göre isimleri obanın başında bulunan Korkut Ata verirdi. Bebek doğduktan sonra geçici bir isim verilir, asıl ismi ise çocuğun avda veya savaşlarda gösterdikleri kahramanlığa göre verilirdi.
Günümüzde ise bebeğe ismini dedelerden biri verebileceği gibi anne babanın ortak kararı ile de verilmektedir. Bebeklere genelde çok sevilen bir akrabanın ismi verilir. Sonradan doğan çocuklara ise ilk doğan çocuğun ismi ile alakalı isimler vermek de (Güler, Gülser, Gülümser gibi) yaygındır. Büyük kentlerde ise isimlerin sonuna “Can” “Su” gibi kelimeler getirilerek yeni isimler türetme (Berkecan, Pelinsu gibi) geleneği başlamıştır.

Bir aile büyüğü bebek doğduktan sonra bebeği kucağına alır. Sol kulağına kamet okur, sonra sağ kulağına ise ezan okur. Üç kere çocuğun sağ ve sol kulaklarına ismini tekrar eder. Böylece isim verme töreni tamamlanmış olur.

Bu konulara da göz atın

Bilgisayarsız Kodlama

Sitemize içerik eklemek ister misiniz ?